Kendimce kaynaklarım var… – Changeling

Changeling, yirmili yıllara ait siyah beyaz bir trafik görüntüsünün renklenmesiyle başlayıp, bu sefer otuzlu yıllardan bir diğer trafik görüntüsünün siyah beyaza dönmesiyle bitiyor. Ama solgunluk filmin bu geçişle sınırlanan diegesis’inde de sürüyor. Changeling solgun ve ince dudaklı erkeklerin filmi. Çünkü siyah beyaz sınırlarla dikkatle işaretlenmiş dünyası da solgun ve ince dudaklı erkeklerin dünyası. Ve aynı renkli filmin bu siyah beyaz trafik görüntüsüyle eklemlendiği bu siyah beyaz filmler zamanının kolektif diegesis’ini yırtması gibi Angelina Jolie’nin solgun yüzündeki, kıpkırmızı makyajla iyice belirginleştirilmiş dolgunluğuyla ünlü dudakları da susma ve renk vermemeye dayalı erkek dünyasını deliyor.

Dönemin diğer yükselenleri radyo ve telefon filmin diğer fetişleri. Radyo vericisi ve alıcısı, telefon ahizesi  gibi cihazların filmde çokça yer bulmasının yanı sıra filmin beyana dair söyleminin en kilit iki karakterinin santral şefi Christine Collins (Angelina Jolie) ve radyo yayıncısı Gustav Briegleb (John Malkovich) olması da boşuna değil. Christine oğlunun arandığından emin olmak için uzaktaki polis merkezleriyle telsiz (sanırım) üzerinden iletişim kuruyor. İşinde de bir erkek tarafından lütfedilir gibi kendisine bağışlanmış şeflik görevinde insanlar arasındaki iletişimi düzenliyor. Ama tartışmada taraf değil. Yanında çalışan kadınlarla birlikte telefon görüşmelerinde iki taraf arasındaki bağlantıyı sağlarken de yine başlarında bir erkek var.

Filmin söylemi baştan aşağı beyan etme hakkı ve cinsiyet politikaları üzerine kurulu. Christine filmin sonunda söz konusu dönemin kolektif film havuzundaki filmlerin yarıştığı ve kendisi dışındaki insanların sosyal bir etkinlik şeklinde kutladığı Oscar ödül törenini gayet kapalı ve korunaklı olan odasında radyodan dinliyor. Çift yönlü bir iletişim teknolojisi olan telefonda tartışmanın öznelerinden olmayan ve konuşma rotasının üzerinde duran Christine, filmin sonunda tek yönlü bir iletişim teknolojisi olan radyonun dinleyicisi olma halini terk edememiş oluyor. Filmdeki erkek tavrı tümüyle konuşmayı sindirme, ve kendi beyan sorumluluğunu da reddetme üzerinden işliyor. Kendisine oğlu diye teslim edilmiş olan çocuk ta “pasif direnişini” konuşmayı reddetmek üzerinden yürütüyor. Yönetmenin tavrı çok açık şekilde “Konuşma işini avratlara bırakın.” deme yönünde.

Christine’ın kıpkırmızı dudakları solgun suratında yama gibi duruyor ve konuşma organını vurguluyor. Bunun nedeni filmin polis devleti eleştirisi yönü. Christine film boyunca konuşma eyleminden alıkonuluyor. Çocuğun kendisine ait olmadığını farkettiği an polis yüzbaşısı tarafından manipüle olduğundan emin olunana dek gazetecilerin yanına gelmesine izin verilmiyor. Yine polis yüzbaşısı tarafından konuşmaması için akıl hastanesine kapatılıyor. Böylece radyo yayıncısı Gustav Briegleb’le iletişime geçmesi ve bu yolla da radyo yayınına erişim kazanması engelleniyor. Ama totaliter devletin araçları da Christine’in asıl silahı yani otoriteye yönelik gerçek tehdit unsurundan bihaber. Yani onu basınçlı suyla yıkadıktan sonra yanlış deliği aramaları boşuna değil.

Aslında bu yazıdan çok hoşnut kalmadım. Ama epey bir zamandır yeni içerik eklemediğim ve bu yazıyı tasarlamaktan sıkıldığım için bu haliyle yayınlıyorum.

About Rafızi


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: