Arka Kapıdan Sosyalleşen Adam – The Social Network

Kamera teknolojisinde alan derinliğini belirleyen iki etken vardır. Diyaframın açıklığı ve kayıt alanının, yani film ya da algılayıcının ebatı. Diyafram ne kadar açılır ve algılayıcı ya da film sathı ne kadar büyürse alan derinliği o kadar daralır. Yani netlenmiş alanın uzunluğu o kadar kısalır. Otuz beş milimetre film büyük bir kayıt alanı olduğu için de alan derinliği çoğu video kameradan daha sığdır. “Social Network”, sayısal kamerayla çekilmiş olduğu halde benim bugüne dek izlediğim en sığ alan derinliğine sahip filmlerden. Öyle ki, tüm film f/0.95-1.2 aralığında çekilmiş gibi. Bunun benim aklıma gelen olası anlamları şunlar:

  1. Net alan derinliğinin sığ olması perdedeki idrak edilebilir bölgeyi kısıtlayarak tasvir edilen dahi-nerd karışımı karakterin zihninin bulanıklığını resmediyor. Mark Zuckerberg’ün (Jesse Eisenberg) zihnindeyken, aynı Mark gibi odaklanma sıkıntısı yaşıyoruz.
  2. Bu yolla, bilgisayar ekranının iki boyutluluğundan erişildiği halde beş yüz milyon kullanıcıyı kapsayan “facebook”un hem iki boyutluluğu hem de kapsamı işaret ediliyor.
  3. Mark Zuckerberg sinema tarihinin diğer pek çok dahi-nerd karakteri gibi saplantılı. Ve hareketli kişilerin net alan derinliğine kısacık bir anda uğrayıp hemen ardından buradan çıktığı bir görüntü yönetimi, Mark’ın saplantılı zihninin, geçmişindeki kısacık bir dönemde saplı kalmış olmasının, hatta hadi biraz densizleşelim, onun arzu nesnesi olan eski sevgilisinin (Erica Albright [Rooney Mara]) daracık ve sıcacık bahçesinin tasvirleri. Diyebiliriz ki, Mark kapsamını (diyaframını) açtıkça saplantısında da dibe batıyor. Biliyorum, iğrençsin diyeceksiniz ama yönetmen denen, zaten efendi çocuk olmasıyla meşhur olmayan kişinin bilinçdışının en edepsiz ve hin yansımasına da film anlatımsallığı diyoruz. Hem elçiye zeval olmaz. Ben memur izleyiciyim, okur geçerim.

David Fincher, bu filmin anlatımının alan derinliği üstünden yürüdüğü şeklindeki okumama hadi canım diyecek olanları ikna etmeme yarayacak şekilde, alan derinliğiyle ilintili bir numara daha çevirmiş. Bir sahneyi, tilt-shift denen, son dönemde epey yaygınlaşmış olan, dar alan derinlikli panoramik çekimlere imkan tanıyarak geniş açı ve gerçek ölçekli fotoğraf ve videoda model görünümü elde etmeye olanak sağlayan bir çeşit mercekle çekmiş. Kürek yarışı sahnesinden söz ediyorum. Bu sahnenin tilt-shift objektifle çekilmesinin de iki işlevi var. Birincisi kürek yarışçılarının saplantılı rekabetini dar alan derinliğiyle bir araya getirerek az önce sözünü ettiğim anlatımsallığın üçüncü ve bence en olası işlevi olan saplantı meselesini vurgulamak. İkincisiyse bu teknik kullanılarak model görünümü verilmiş insanları birer facebook ikonuna çevirmek.

David Fincher, bir sosyalleşme ortamı, eski usul bir sosyal ağ olan bir üniversite pub’ında “in medias res” başlattığı filmini, baştan sona çeşitli sosyal statü odaklı mekana kabul edilme ya da o mekanlarda galip gelme çabasındaki karakterinin parmağının, kendi sosyalleşme ortamında, baştan beri saplantı yaptığı kızın sayfasına erişmek için icazet alma arzusuyla ısrarcı ve saplantılı bir tıklama sürecine girmesiyle bitiriyor. Böylece, sinema tarihinin en aşama kaydetmeksizin atılım yapan karakterlerinden birini tasvir etmiş oluyor. Bunu da hiç fena yapmıyor. Ama evet, karşımızdaki, bir “Fight Club” kadar kare kare anlatımlı bir film değil. Yönetmen, kendi anlatımsallığına öykülediği adamın saplantısıyla eğilmemiş. Bu da filmini en iyi filmlerinden biri olmaktan uzak düşürüyor.

 

About Rafızi


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: