Turski Film – Lal Gece

Reis Çelik’in filmi bana, başta çok ilgisiz görünen bir filmi hatırlatarak başlıyor. Filmin başındaki düğün sahnesi bana, “Steven Spielberg”ün, “Saving Private Ryan” filminin başındaki Normandiya Çıkarması sahnesini çağrıştırdı. Bunlar hem filme “in medias res” birer giriş olmalarıyla, hem çok fazla POV planına yer vermeleriyle, hem de kalabalıkları ve kargaşalarıyla benzer dehşet vericilik ve boğuculukta sahneler. Ve bence bu benzeşim öylesine ve işlevsiz değil. Aklıma şu olası anlamlar geliyor:

  • Savaş ve evlilik zaten denk olmayan güçlerin eşleşmesidir, kazanmak da haklılık değil, güçlülük anlamına gelir. Bir de taraflar akran değilse, hakkaniyetsizlik iyice bilenir.
  • Normandiya sahillerine çıkan Amerikan askeri, her savaştaki gibi, kendisi adına kendi meselesinin olduğu kişiyle değil, Müttefik Devletler adına Mihver Devletleri’ne karşı savaşıyordu. Dilan Aksüt’ün oynadığı gelin ve İlyas Salman’ın oynadığı damat da kendi hür iradeleriyle evlenmiyor, aileleri tarafından bir anlaşmanın parçası olarak evlendiriliyor. Kişiler değil, aileler, ittifaklar evleniyor.
  • Gelin de, damat da, kumsala doğru yol almakta olan zırhlı çıkarma araçlarındaki rütbesiz ve düşük rütbeli askerler gibi, sürece, akıntıya kapılmış, sürüklenmekte.
  • Basitçesi, evlilik bir savaştır.

Yine de Reis Çelik’in derdini kusursuz incelikte anlattığını söylemek pek mümkün değil. Böyle düşünmemin birkaç nedeni var. Öncelikle, az önce sözünü ettiğim, açılıştaki incelikli anlatım orada kalıyor ve odaya girdiğimiz gibi, bu güzel anlatım oyunu yerini, gelinin bir çocuk oluşunun, oyunculuğa ve kısır senaryo numaralarına başvurulan bir tasvirine, ve düşsellik iddiasını pek karşılayamayan bir kabus sahnesine bırakıyor. Yine de, filmin açılışı kadar başarılı olmayan geri kalanı bile, finaldeki, ekranın ve mekanın dışındaki tek el bir silah ateşlemeyle bitmesiyle benzeştiği ve böylece bana hatırlattığı bir diğer film olan “Srpski Film”in yanında gayet nitelikli bir sinema parçası. Çünkü film boyunca maruz kaldığımız tavır, “Ben suratınıza bir tokat gibi inme iddiasındayım!” diye bağıran “Srpski Film”in tavrının yanında çok daha hakiki bir “in-yer-face” (zaten az sayıda mekanda geçmesiyle geleneksel bir tiyatro oyununu daha çok andırıyor). “Srpski Film’in cüretkarmış gibi yapan ama aslında aşırıdan ölesiye sakınan tavrının yanında, “Lal Gece”nin cüretkara yatmayan tavrı daha delici. Ki “Lal Gece” bunu, hiçbir şeyi o kadar açıktan göstermeden yapıyor.

About Rafızi


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: